İzmir’de Sabah Kahvesi ve Büyük Soru
Değerli ziyaretçiler, Rothys ekibi bu yazısında “İran’da kadın polis var mı” konusunu tüm yönleriyle aktarıyor.
İzmir’de sabahlar genelde iki şeyle başlar: birincisi “bugün ne yesem?” krizi, ikincisi de hiçbir alakasız konuyu aşırı derin düşünme refleksi. Benimki ikinci kategoriye giriyor.
Geçen gün Kıbrıs Şehitleri’nde yürürken kahvemi yudumluyorum, kulağımda kulaklık, kafamda klasik iç monolog: “Hayat neden böyle? İnsanlar neden sürekli acele ediyor?” derken bir anda beynim başka bir kanala geçti:
“Acaba İran’da kadın polis var mı?”
Evet, tam olarak böyle oldu. Ne yol var ne de mantık. Bir anda Netflix algoritması gibi konu atladı.
Yanımdan geçen bir arkadaşım olsaydı muhtemelen şöyle derdi:
— “Kanka sen yine nereden nereye bağladın?”
Ben de içimden cevap verirdim:
— “Bilmiyorum, İzmir’de güneş fazla çarpıyor olabilir.”
İran’da kadın polis var mı? sorusunun peşinde
Bu soru ilk bakışta basit gibi görünüyor ama insanın zihninde domino taşı etkisi yaratıyor. “İran’da kadın polis var mı?” diye düşünmeye başlayınca konu bir anda sosyoloji, tarih, kültür, hukuk ve hatta gündelik yaşamın içine sızıyor.
Ben de tam bu noktada kendimi bir tür “merak dedektifi” gibi hissettim. Sanki Karşıyaka vapurunda oturmuşum ama aynı anda Tahran sokaklarında hayali bir tur atıyorum.
İç sesim devreye giriyor:
— “Tamam da neden bunu düşünüyorsun?”
— “Bilmiyorum, belki de çok fazla boş zamanım var.”
— “Ya da çok fazla internet.”
İkisi de doğru olabilir.
Şunu söylemek lazım: İran’da kadın polis var mı? sorusu aslında sadece bir “var mı yok mu” meselesi değil. Aynı zamanda kadınların kamu görevlerindeki rolü, güvenlik alanındaki temsili ve toplumsal yapıların nasıl çalıştığıyla ilgili geniş bir pencere açıyor.
Ama ben bunu düşünürken akademik makale yazmıyorum sonuçta… Ben İzmir’de kahve dökme ihtimali %80 olan biriyim.
Gerçek hayatta karşılığı
İnternette biraz kurcalayınca, İran’da kadınların polislik dahil olmak üzere çeşitli güvenlik birimlerinde görev alabildiğini görmek mümkün. Özellikle kadınlara yönelik alanlarda, örneğin arama kontrolü gibi durumlarda kadın polislerin bulunması birçok ülkede olduğu gibi İran’da da uygulanan bir şey.
Ama benim kafamda bu bilgi şöyle canlanıyor:
Bir alışveriş merkezi düşünün. İçeride klasik bir güvenlik kontrolü var. Ve görevli kadın polis, ciddi bir yüz ifadesiyle görev yapıyor.
Benim hayal gücüm devreye giriyor:
— “Abi yanlış çantaya mı baktım?”
— “Evet.”
— “Ama o benim değil…”
— “Yine de baktın.”
Benim günlük hayatımdaki dağınıklıkla birleşince bu sahne bir sitcom bölümüne dönüşüyor.
İzmir’den bakınca dünya neden daha farklı görünüyor?
İzmir’de yaşayınca insan biraz “rahat meraklı” oluyor. Yani ciddi konuları bile çay-simit eşliğinde düşünebiliyorsun.
Mesela ben ESHOT beklerken şunu düşünebiliyorum:
“İran’da kadın polis var mı? ve acaba orada sabah trafiği nasıldır?”
Sonra otobüs gelir, ben konuyu unuturum, ama zihnim arka planda işlemeye devam eder.
Bir arkadaş ortamında bu konuyu açtığımı düşünün:
— “Biliyor musunuz İran’da kadın polis var mı?”
— “Kanka neden bunu soruyorsun?”
— “Bilmiyorum, dün aklıma geldi.”
— “Senin beynin RAM dolu galiba.”
Haklılar.
Ama işin komiği şu: İnsanlar genelde uzak coğrafyalardaki konuları ya çok egzotik ya da çok karışık zannediyor. Oysa mesele çoğu zaman “insanların farklı sistemlerde benzer işler yapması.”
Benim kafamda ise olay biraz daha karışık:
Kadın polis = disiplin + güç + sorumluluk + biraz da film sahnesi.
Gündelik hayat ve yanlış bildiğimiz şeyler
Bazen en büyük yanlışımız, bir ülkeyi tek bir kalıba sokmak oluyor. İran denince bir sürü insanın zihninde tek tip bir görüntü oluşuyor. Ama gerçek hayat hiçbir zaman tek renk değil.
Ben bunu en çok kendi hayatımdan biliyorum. Dışarıdan bakan biri beni “çok rahat, sürekli şaka yapan biri” sanabilir.
Ama içim?
İçim bazen full HD düşünce motoru:
— “Acaba doğru mu yaptım?”
— “Bu mesajı geç mi attım?”
— “İran’da kadın polis var mı gerçekten ve ben neden bunu bu kadar düşünüyorum?”
Evet, sonuncusu biraz absürt ama benim zihnim böyle çalışıyor.
Bir de şöyle bir sahne var:
Kafede oturuyorum, telefon elimde. Google’da “İran’da kadın polis var mı?” yazmışım. Garson geliyor:
— “Ne alırsınız?”
— “Bir filtre kahve.”
— “Başka?”
— “Bir de dünya hakkında fazla düşünmeme engel olacak bir şey.”
Garson sessizce uzaklaşıyor.
Kafamın içindeki mini tartışma
Benim beynimde sürekli iki kişi tartışıyor gibi:
Biri mantıklı taraf:
— “Bu bilgi aslında oldukça normal. Birçok ülkede kadın polis var.”
Diğeri ise gereksiz dramatik taraf:
— “Ama İran deyince insanın aklına başka şeyler geliyor, değil mi?”
Mantıklı taraf:
— “Evet ama genelleme yapma.”
Dramatik taraf:
— “Ben zaten genelleme yapmıyorum, sadece düşünüyorum.”
Ve ben?
Ben ortada kahvemi içip ikisini dinliyorum.
Sonra bir anda İzmir’de bir martı bağırıyor, ben irkiliyorum ve konu kapanıyor.
Ama ertesi gün tekrar açılıyor. Çünkü benim zihnimde “sekme kapatmak” diye bir özellik yok.
İran’da kadın polis var mı? sorusunun zihinsel yankısı
Bu soruyu düşündükçe aslında fark ettiğim şey şu: İnsanlar dünyanın farklı yerlerinde benzer sorumlulukları farklı şekillerde yerine getiriyor.
Kadın polislik de bunun bir parçası.
Ama benim zihnim bunu daha çok bir film sahnesine çeviriyor:
Tahran’da bir sokak.
Ciddi bakışlı bir kadın polis.
Rüzgar hafif esiyor.
Arka planda bir şehir sesi.
Ve ben iç sesle:
— “Bu sahne neden bu kadar dramatik oldu?”
Çünkü ben İzmirliyim, biz her şeyi biraz dramatik ama aynı zamanda rahat yaşarız.
Gündelik düşünce karmaşası ve İzmir etkisi
İzmir’de büyüyünce insanın düşünce tarzı biraz şöyle oluyor:
Ciddi bir konu → hafif gülümseme → kahve → tekrar düşünme.
Ben mesela sabah işe giderken bile şunu düşünebiliyorum:
“İnsanlar neden sürekli bir yere yetişiyor?”
“İran’da kadın polis var mı ve onların vardiya sistemi nasıl?”
“Bugün simit mi yesem poğaça mı?”
Üçü aynı anda.
Ve en ilginci, bu düşünceler birbirine hiç çarpmıyor. Sanki kafamda ayrı ayrı odalar var.
Kısa bir iç diyalog
— “Bu konuyu neden bu kadar büyütüyorsun?”
— “Büyütmüyorum, sadece merak ediyorum.”
— “Ama bu merak seni nereye götürüyor?”
— “Genelde mutfağa.”
Gerçek bu.
Dünya, insanlar ve küçük merakların büyük etkisi
Bazen en basit sorular bile insanı farklı yerlere götürüyor. “İran’da kadın polis var mı?” gibi bir soru, aslında sadece bir bilgi arayışı değil; aynı zamanda dünyayı anlamaya çalışma çabası.
Ben bunu fark ettiğimde biraz güldüm. Çünkü çoğu zaman büyük sorular değil, küçük ve alakasız görünen sorular bizi düşünmeye başlatıyor.
Benimki de öyle oldu.
Bir kahve, bir yürüyüş, bir martı sesi ve bir anda Tahran’a mental yolculuk.
Son düşünce akışı
Şu an geriye dönüp baktığımda, aslında mesele sadece bir ülke ya da bir meslek değil. Mesele zihnin nasıl çalıştığı.
Benim zihnim biraz dağınık, biraz meraklı, biraz da fazla konuşkan.
Ve evet, bazen tek bir soru şunu yaptırıyor:
Bir İzmir sabahını alıp başka bir ülkenin sokaklarına taşıyor.
Sonra tekrar İzmir’e dönüyor.
Kahve soğuyor.
Martılar bağırıyor.
Ve ben yine düşünüyorum.
Bu yazımızda “İran’da kadın polis var mı” konusunu tüm detaylarıyla ele aldık. Rothys sayfamızı takip etmeye devam edin!