Ordunun Bölümleri Nelerdir? Bir İzmirli Gençten Mizahi Bir Bakış
Bildiğiniz gibi, ordunun bölümleri çok ciddiye alınması gereken şeylerdir, ama gelin bir de benim gözümden bakalım. Hem de espriyle karışık, biraz da İzmir’in meşhur “her şeyin şakası var” havasıyla. Hadi bakalım, başlıyoruz!
1. Kara Kuvvetleri: Zaten “Yerdeyiz” Dediğinizde, Akıllara Bu Gelir
Kara Kuvvetleri… Valla, bu işin ciddiyeti bir yana, bana göre “yerin dibine” kadar girmiş bir birim. İzmir’deki arkadaşlarla bir araya geldiğimizde, genelde kara kuvvetleri dedikçe, “Yavaş gitme, çökmeyiz” diye bir espri yapıyoruz. Zaten yerleşim yerlerinde dolaşırken kara kuvvetlerinin araçlarını gördükçe, “Bunu da burada mı geziyor?” diye şaka yapıyoruz. Ama sonra bir an düşünüyorum, “Vallahi bu adamlar gerçekten bu iş için ne kadar ciddi çalışıyorlardır.” Yani düşünsenize, ağır zırhlı araçlarla düşman hattına gitmek falan, bizim gibi adamlar için değil!
Kara kuvvetleri, aslında ordunun en büyük, en yoğun birimlerinden biri. Bunu kabaca anlatmak gerekirse, kara kuvvetlerinde görevli askerler, ordunun bütün “yer altı” işlerinden sorumlu. Bu, “yer” derken sadece toprağa gömülmüş mermilerden bahsetmiyorum. En sonunda bu birim, tanklarla, topçu birlikleriyle, ormanlara gizlenmiş pusu noktalarına kadar her yerde iş başında. Ama bir de şöyle düşünün, mesela cuma günü akşamı bir arkadaşınızla buluşmaya gidiyorsunuz. Gidip yerin dibine kadar inecek tankların hayalini kurun bir an. Ama tabii ki, ben de asla onlara karışmam, yapamam, o işler için ayrı bir kafaya girmem gerekir! (Kafayı da asla kaybetmem, değil mi?)
2. Hava Kuvvetleri: “Gökyüzünde Serbest Dalış Yapmak… Herkesin Hakkı Mıdır?”
Şimdi gelelim biraz daha… uçucu işlere. Hava Kuvvetleri dediğimizde, hemen aklımıza jetler, helikopterler, savaş uçakları gelir. Ne yalan söyleyeyim, İzmir’in o rüzgarlı havası içinde hep şunu düşündüm: Hava kuvvetleri olabilir miyim? Ama sonra dedim ki, “Vallahi benim sabahın köründe uçağa binmeye sabrım yok, en iyisi buna kalkış yapmamak.”
Bütün şehri izleyebileceğiniz, gökyüzünde uçmanın nasıl bir his olduğunu bilmeden tabii ki bu işe soyunmak zor! Hava kuvvetleri demek, gökyüzüyle uğraşmak demek. Adeta bulutların üzerinden geçerken ya da bir hava harekâtı sırasında alttan bakıp düşman görmek demek. Ama bir de şöyle bir şey var, uçaklarda genelde herkesin “Kaptan pilot” olma isteği vardır. Bunu bilirsiniz, bizde arkadaş ortamlarında “Kaptan, rotayı biraz sağa çek” gibi espriler döner. Ama sonra, gerçekten o yüksek hızda, o kadar kontrol ve dikkat gerektiren bir işin içinde olmak… İşin ciddiyetini düşününce, hemen vazgeçiyorsunuz.
İç ses: “Ya zaten yanlışlıkla bulutları falan çarparım, ondan sonra ‘Oğlum, bu iş bana göre değilmiş!’ diyerek hava kuvvetlerini bırakırım.”
3. Deniz Kuvvetleri: Dalga Geçmek İsterken, Gemiyle Gemi Yaptırmak
Hani derler ya, “Denizci olmak demek, dalgaların ve rüzgarın kontrolü altına girmektir” diye. İzmirli olmak da zaten bir anlamda denizle iç içe yaşamak demek. Ama gelin görün ki, deniz kuvvetlerinin işi biraz daha farklı.
Deniz kuvvetlerinde görevli bir asker, sadece denizle değil, büyük gemilerle, denizaltılarla, her türlü deniz aracıyla uğraşmak zorunda. Arkadaşlar arasında bir gün “gemi” üzerine espri yapıyorduk. Bir arkadaşım dedi ki: “Ya o kadar gemi var da, biriyle tanışalım da, ‘Hoşça kal’ demek yerine ‘Gemiyle sana veda ederim’ diyelim.”
Hani şaka bir yana, deniz kuvvetleri, denizlere hâkim olmak demek. O kadar çok gemi, uçak gemisi, devasa denizaltı var ki, düşmanın uzaklardan ne yapacağını görmek mümkün. Ama ben mesela, en son bir gemiye binerken şöyle düşündüm: “Vallahi, gemilerde mi daha çok, yoksa bu kadar deniz mi var?” Tabii ki, gerçek dünya öyle değil! Ama deniz kuvvetleri deyince, gerçekte çok ciddi bir iş çıkıyor.
Kısa Diyalog:
Arkadaş 1: “Gemiyle gezelim mi?”
Ben: “Ya tamam, tamam, ama deniz kuvvetleri kadar ciddi olamayız!”
Arkadaş 2: “Ne var canım, biraz kaptan olmak neye mal olur?”
Bu diyalog size neyi anlatıyor? Bazen işler o kadar büyük ve önemli olabiliyor ki, insanın dalga geçesi geliyor. Ama işin sonunda, “Gerçekten bu adamlar neler yapıyor, bir bilseniz!” dediğimizde çok şaşırıyorsunuz.
4. Jandarma: Orta Yolda “Hikayeler” Var
Ordunun “her yerini” kapsayan ve yerleşim alanlarıyla çok ilgisi olan bir diğer önemli birim de jandarma. O kadar çok anlatacak şey var ki, jandarma deyince hemen “Benim de bir yakınım orada çalışıyor” gibi bir durumlar yaşanır. Çalışan kişiler olarak bir bakış açısına sahip olan bizler, hep şunu düşünürüz: “Jandarma, gerçekten her şeyin üstesinden gelir mi?” O kadar çok görevleri var ki, bazen “Ya nasıl yetişiyorlar?” diye düşünmeden edemiyorum.
Hani biri size “Jandarmanın ne iş yaptığına” dair bir soru sorarsa, “Her şey, her şey!” diye bağırın ve sonra hemen konuyu değiştirin.
İç ses: “Bu konuda konuşmak zor. Hani, ortada doğru ya da yanlış bir şey yok! Bir bakış açısı diyelim!”
Sonuç Olarak: Ordunun Bölümleri ve Bizim İzmirli Bakışımız
Ordunun bölümleri, genelde insanın “vay be” dediği, çok ciddi işlerle uğraşan birimlerdir. Ama biz gençler için, onları bazen mizahi bir dille ele almak, gündelik hayatla harmanlamak çok eğlenceli olabilir. İster kara kuvvetleri, ister hava kuvvetleri, ister deniz kuvvetleri ya da jandarma olsun, hepsi birbirinden önemli ve ciddi işler yapıyor. Fakat, “Bir İzmirli gibi düşünmek” dediğimizde, her şeyin biraz daha yumuşatıldığı, biraz daha şakaya döküldüğü bir bakış açısı var.
Siz de bir gün, “Ordunun bölümleri nelerdir?” sorusunu sorduğunuzda, en azından bir İzmirli gibi güler yüzle cevap verin, ama asla işin ciddiyetini unutmadan!