Uyuşturucu Ticareti Yüz Kızartıcı Suç Mudur?
Uyuşturucu ticareti, toplumda büyük bir tepki uyandıran, genellikle yüz kızartıcı suçlar arasında yer alan bir olgudur. Ancak bu olguyu sadece cezai bir suç olarak ele almak, toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet gibi boyutları göz ardı etmek anlamına gelir. Sokakta, iş yerlerinde ve toplu taşımada gördüklerim, uyuşturucu ticaretinin, sadece suçlu bireylerin sorumluluğunda olmadığı, daha geniş bir toplumsal sorumluluğa sahip bir mesele olduğunu gösteriyor. Bu yazımda, uyuşturucu ticaretini yüz kızartıcı bir suç olarak değerlendirmeyi, toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet perspektifinden inceleyeceğim.
Uyuşturucu Ticareti ve Toplumsal Cinsiyet
İstanbul’da toplu taşımada yolculuk yaparken, bazen caddelerde yürürken ya da mahallede sohbet ederken, uyuşturucu ticaretiyle ilişkili pek çok insan görüyorum. Özellikle kadınların bu işlere karışma oranı, toplumsal cinsiyetin etkisiyle şekilleniyor. Kadınlar, çoğu zaman uyuşturucu kullanımının ya da ticaretinin sadece “müşteri” rolünde görülmesinin aksine, bu sektörde aktif rol alabiliyorlar. Birçok kadın, maddi zorluklar ve toplumsal baskılar nedeniyle bu sektörde yer almak zorunda kalabiliyor. Uyuşturucu ticaretinin, kadınların ekonomik bağımsızlıklarını kazanamadığı ve toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin yoğun olarak hissedildiği bölgelerde daha yaygın olduğuna şahit oldum.
Özellikle düşük gelirli mahallelerde, bazı kadınlar ya da genç kızlar, bazen ailelerinin geçimini sağlamak için bu yola başvuruyorlar. Bu, onları sadece birer suçlu yapmıyor; aynı zamanda toplumsal yapının ve fırsat eşitsizliklerinin de bir yansıması oluyor. Yani, toplumsal cinsiyetin etkisiyle, kadınların ve erkeklerin bu suça karışma oranları farklılaşabiliyor. Kadınlar, uyuşturucu ticaretinin içinde daha çok kurban rolüyle yer alırken, erkekler genellikle daha aktif ve görünür roller üstleniyor.
Uyuşturucu Ticareti ve Çeşitlilik: Farklı Grupların Efsanevi “Hikayesi”
Uyuşturucu ticareti, toplumun her kesiminde farklı şekillerde ve farklı boyutlarda varlığını sürdürüyor. İstanbul gibi büyük ve kozmopolit bir şehirde, bu durum çok daha belirgin hale geliyor. Farklı sosyoekonomik grupların uyuşturucuya bakış açıları ve bu işe dahil olma biçimleri de çeşitleniyor. Sokaklarda gördüğümüz gençler, genellikle bu işin en çok zarar gören kesimi olarak karşımıza çıkıyorlar. Gençler, hayata dair çok az fırsatla büyürken, uyuşturucu, onlara bir çıkış yolu gibi görünebiliyor.
Bir sivil toplum kuruluşunda çalışırken, uyuşturucu bağımlılığından dolayı tedavi görmek isteyen bir gençle tanışmıştım. O da, yaşadığı ekonomik zorluklardan ve çevresel baskılardan ötürü bu dünyaya adım atmıştı. Uyuşturucu, sadece bir “madde” değil, aynı zamanda bir “toplumsal ortamın” bir parçasıydı. Ona göre, uyuşturucu ticareti, sadece para kazanmak için değil, aynı zamanda hayatta kalmak için yapılan bir şeydi. Bu deneyim, bu işi yapan kişilerin çoğunun aslında birer kurban olduklarını gözler önüne seriyor. Yani, bu gençler de çoğunlukla “toplumsal dışlanmışlık” yüzünden bu yola sapıyorlar.
Sosyal Adalet Perspektifinden Uyuşturucu Ticareti
Sosyal adalet perspektifinden bakıldığında, uyuşturucu ticareti sadece bir suç değil, aynı zamanda bir sistemin adaletsizliğinin bir sonucu olarak da görülmeli. Toplumda fırsat eşitsizliği, eğitimdeki aksaklıklar, işsizlik ve yoksulluk, uyuşturucu ticaretine adım atan kişilerin çoğunun yaşadığı gerçeklikleri yansıtır. Sokakta, hatta metroda bile uyuşturucu ticaretine karışmış gençleri sıkça görmek mümkün. Onlar, sadece birer suçlu olmaktan çok, toplumun onları yalnızlaştırdığı, dışladığı ve küçük gördüğü kişiler olarak karşımıza çıkıyor.
Uyuşturucu ticaretinin büyüklüğü ve yaygınlığı, daha çok düşük gelirli mahallelerde ve dezavantajlı gruplarda karşımıza çıkıyor. Bir mahallede, uyuşturucu ticaretinin nasıl bir ağ kurduğunu ve her kesimden insanı etkilediğini gözlemlemek, bana aslında toplumsal adaletsizliğin ne kadar derin olduğunu hatırlatıyor. Yoksulluk, işsizlik ve eğitimdeki eşitsizlikler, birçok insanı uyuşturucu ticareti gibi kötü yollara itiyor. Bu, bir suçtan çok, sistematik bir sorun olarak görülmeli.
Uyuşturucu Ticareti Yüz Kızartıcı Suç Mudur?
Şimdi, bu soruya tekrar dönelim: Uyuşturucu ticareti yüz kızartıcı bir suç mudur? Evet, yasal açıdan evet, çünkü her türlü yasa dışı faaliyetin cezai bir sonucu vardır. Ancak toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet açısından baktığınızda, bu suçun, toplumu ve bireyleri şekillendiren derin kökleri olduğu açık. Uyuşturucu ticareti, sadece kişisel bir seçim değil, aynı zamanda birçok faktörün bir araya geldiği bir sorun. Toplumda yaşanan eşitsizlikler, ekonomik zorluklar ve eğitimdeki eksiklikler, bu sorunun temel nedenlerinden bazılarıdır. Bu nedenle, uyuşturucu ticaretini sadece yüz kızartıcı bir suç olarak ele almak, toplumun daha geniş sorunlarını göz ardı etmek anlamına gelir.
Uyuşturucu ticareti, sadece yoksul ve dezavantajlı grupların değil, toplumun her kesiminin etkilenebileceği bir sorundur. Bu yüzden, sadece suçluları yargılamak yerine, toplumsal yapıyı sorgulamak, fırsat eşitsizliklerini çözmek ve sosyal adaleti sağlamak, bu sorunun köklerine inmenin ilk adımları olacaktır.