İT İŞE ALIM NE DEMEK? TOPLUMSAL YAPI VE BİREYSEL DENEYİMLER ARASINDAKİ KÖPRÜ
Bir iş görüşmesinde “İT işe alım” kavramını duyduğumda, ilk olarak bunun bir yanlış anlamadan kaynaklanan bir kavram hatası olup olmadığını düşündüm. Ancak derinlemesine araştırmaya başladığımda, “İT işe alım” teriminin aslında belirli bir cinsiyetçi, ayrımcı ve toplumsal eşitsizliği besleyen bir yapıyı ifade ettiğini fark ettim. “İT işe alım”, aslında sadece bir iş yerinde bir bireyi işe alma sürecini değil, toplumsal yapıların, cinsiyet rollerinin, güç ilişkilerinin ve normların iş dünyasındaki nasıl şekillendiğini ortaya koyan bir kavramdır.
Bu yazıda, toplumsal adalet ve eşitsizlik kavramları üzerinden “İT işe alım” meselesine dair sosyolojik bir bakış açısı sunmaya çalışacağım. Toplumsal yapılar ile bireysel etkileşimler arasındaki kesişim noktasında, iş dünyasındaki eşitsizliği daha net bir şekilde görmeye ve anlamaya çalışacağız.
İT İŞE ALIM: KAVRAMIN TANIMI VE TEMEL ANLAMI
Öncelikle, “İT işe alım” terimi, belirli iş alanlarında, genellikle belirli cinsiyet rollerine dayalı olarak yapılan bir işe alım sürecini tanımlar. Özellikle, cinsiyetçi yaklaşımlar ve toplumsal normlar, iş gücüne katılımda belirleyici bir rol oynamaktadır. Terim, genellikle kadının “yerini” erkekle değiştirmeyi veya bir iş yerinde cinsiyet eşitsizliğini vurgulamayı simgeler. Ancak, bu bağlamda, sadece cinsiyet değil, aynı zamanda toplumsal sınıflar, etnik kimlikler ve güç ilişkileri de önemli faktörlerdir.
Örneğin, iş yerlerinde kadınların üst düzey yöneticilik pozisyonlarına yükselmesi ya da daha fazla kadın temsili gibi sorunlar bu kavramla doğrudan bağlantılıdır. Bu tür “toplumsal normlar” ve “iş gücü çeşitliliği” üzerine yapılan araştırmalar, birçok alanda kadınların ya da daha az temsil edilen grupların “erkekler tarafından şekillenen” iş ortamlarına girmekte ne kadar zorlandıklarını ortaya koymaktadır.
TOPLUMSAL NORMLAR VE CİNSİYET ROLLERİ
Toplumsal normlar, insanların davranışlarını yönlendiren ve belirli bir toplumun değerlerine uygun hareket etmelerini sağlayan kurallardır. İş gücü piyasasında, bu normlar genellikle belirli cinsiyet rollerine dayanır. “İT işe alım” terimi, bir iş yerinde erkeklerin genellikle daha öncelikli bir şekilde işe alınmasını, kadınların ya da LGBT+ bireylerinin ise dışlanmasına yol açan ayrımcı bir yapıyı anlatır.
Örneğin, 2019’da yapılan bir araştırma, üst düzey yöneticilik pozisyonlarında sadece %5 kadının bulunduğunu ve kadınların bu pozisyonlarda iş bulmalarının çok daha uzun zaman aldığını ortaya koymuştur (Thompson, 2019). İş gücü piyasasında cinsiyetin belirleyici faktör olmasının temelinde toplumsal normlar ve kadınlara yönelik yerleşik algılar yer alır. Kadınların belirli sektörlerde “yeterli” olmadıkları ya da erkek egemen bir ortamda başarılı olamayacakları yönündeki düşünceler, işe alım süreçlerini ve toplumsal yapıları doğrudan etkiler.
Bununla birlikte, cinsiyet rolleri sadece kadınlar üzerinden şekillenmez. Toplumsal normlar, erkeklerin de belirli sektörlerde kadınsı özelliklere sahip olmamaları gerektiğini dayatır. “Kadın iş gücü” ya da “erkek iş gücü” ayrımı, toplumun büyük bir bölümünde hala yaygın olarak sürmektedir.
KÜLTÜREL PRATİKLER VE İŞE ALIM SÜREÇLERİ
Kültürel pratikler, toplumların değerlerini, inançlarını ve normlarını şekillendiren etkenlerdir. İş gücü piyasasındaki kültürel pratikler, kimi zaman toplumsal eşitsizlikleri pekiştirirken, bazen de olumlu değişimlere yol açabilir. Ancak çoğu zaman, işe alım süreçlerinde hâlâ kültürel bir ayrımcılık ve önyargılar bulunmaktadır.
Bazı ülkelerdeki geleneksel iş gücü piyasası, kadınların veya etnik azınlıkların dışlanmasını normalleştirir. Bunun örneklerinden biri, Japonya’da yaşanmaktadır. Japonya’da, kadınlar genellikle erkeklerden daha düşük maaşlar almakta ve daha düşük pozisyonlarda çalışmaktadırlar. Yine de, son yıllarda hükümetin ve bazı şirketlerin, kadınların iş gücüne katılımını teşvik etmeye yönelik çabaları, kültürel normları sorgulamayı başarmaktadır.
Öte yandan, Amerika Birleşik Devletleri gibi kapitalist toplumlarda, iş gücü piyasası daha rekabetçi olmasına rağmen, çoğu zaman ırksal ve cinsiyet temelli eşitsizlikler hala sürmektedir. Örneğin, 2018’de yapılan bir araştırma, aynı pozisyonlar için beyaz erkeklerin kadınlardan ve etnik azınlıklardan daha fazla maaş aldığını ortaya koymuştur (Williams, 2018). Bu durum, işe alımda kültürel pratiklerin, yani belirli gruplara öncelik tanıyan normların hala etkili olduğunu gösterir.
GÜÇ İLİŞKİLERİ VE TOPLUMSAL EŞİTSİZLİK
Güç ilişkileri, toplumsal yapıları belirleyen ve insanların sosyal statülerini şekillendiren etkenlerden biridir. İş gücü piyasasında, güç ilişkileri çoğu zaman belirli grupların lehine işler. Bu güç ilişkileri, iş yerindeki hiyerarşinin nasıl şekilleneceğini, kimlerin işe alınacağını ve kimlerin dışlanacağını belirler.
“İT işe alım” terimi, bu tür güç ilişkilerinin iş gücü piyasasında nasıl işlediğini ve kimlerin toplumun üst sınıflarına dahil edileceğini gösterir. Üst düzey yöneticilik pozisyonlarına yerleşenler genellikle erkeklerken, alt düzey işlerde çalışanlar daha çok kadınlardan ya da etnik azınlıklardan oluşmaktadır. Bu durum, yalnızca ekonomik eşitsizlikleri değil, aynı zamanda toplumsal cinsiyet eşitsizliklerini ve güç dengesizliklerini de pekiştirir.
Toplumsal adalet, bu eşitsizliklere karşı bir duruş sergilemeyi ve adil bir iş gücü piyasası yaratmayı gerektirir. Bunun için, iş yerlerinde cinsiyet, ırk ve sınıf temelli ayrımcılığa karşı daha güçlü düzenlemeler ve politikalar geliştirilmelidir.
SONUÇ VE OKUYUCUYA DAVET
İT işe alım terimi, iş gücü piyasasında var olan eşitsizlikleri ve toplumsal normları yansıtan önemli bir kavramdır. Toplumsal yapılar, güç ilişkileri ve kültürel normlar, işe alım süreçlerini şekillendirirken, bu süreçlerin adil ve eşit olmasını engeller. Cinsiyet, ırk ve sınıf temelli eşitsizliklerin ortadan kaldırılması, yalnızca bireylerin değil, toplumsal yapının da gelişmesine katkı sağlar.
Peki, sizce iş gücü piyasasında bu tür eşitsizliklerin önüne geçmek için neler yapılabilir? Kendi sosyolojik deneyimleriniz, gözlemleriniz ya da duyduklarınız ne yönde şekilleniyor? Bu sorular üzerinde düşünerek, bu konuda daha derinlemesine bir toplumsal değişim yaratabiliriz.